Saadet Partisi Kütahya İl Başkanı Ömer Faruk Evren, “Aile, Türk toplumunun en güçlü kurumlarından biridir. Toplumsal dayanışmanın, kuşaklar arası aktarımın ve sosyal güvenliğin en önemli dayanağını oluşturan aile yapısı, son yıllarda önemli bir değişim sürecinden geçmektedir” dedi.
Aile, Türk toplumunun en güçlü kurumlarından biridir diyen Saadet Partisi Kütahya İl Başkanı Ömer Faruk Evren, “Toplumsal dayanışmanın, kuşaklar arası aktarımın ve sosyal güvenliğin en önemli dayanağını oluşturan aile yapısı, son yıllarda önemli bir değişim sürecinden geçmektedir. Demografik dönüşüm, kentleşme, ekonomik şartlar, evlilik ve boşanma eğilimleri ile nüfusun yaşlanması, hane yapısını da doğrudan etkilemektedir.
Bu değişimin en dikkat çekici göstergelerinden biri tek kişilik hanelerde yaşanan hızlı artıştır. TÜİK verilerine göre artık Türkiye’de her beş haneden biri yalnız yaşayan bireylerden oluşmaktadır. Ancak bu tablo, ilk bakışta düşünüldüğü gibi yalnızca bireyselleşen gençlerin tercihini yansıtmamaktadır. Veriler, yalnız yaşayanların en büyük bölümünü eşini kaybetmiş yaşlı insanların oluşturduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla mesele yalnız yaşama tercihi değil; yaşlanan nüfus, değişen aile yapısı ve sosyal destek mekanizmalarının geleceğidir.
TÜİK verilerine göre 2025 yılı itibarıyla Türkiye’de tek kişilik hane sayısı 5 milyon 523 bin 321’e ulaşmıştır. Böylece tek kişilik hanelerin toplam haneler içerisindeki payı yüzde 20,5’e yükselmiştir.
2014 yılında bu oran yüzde 13,9 seviyesindeydi. Son on bir yılda yaklaşık yüzde 50’ye yaklaşan bir artış yaşanmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus bulunmaktadır. TÜİK kişi sayısını değil, hane sayısını esas almaktadır. Dolayısıyla tek kişilik haneler toplam nüfusun yaklaşık yüzde 6’sını oluşturmaktadır. Buna rağmen bu artış, aile yapısındaki dönüşümün en önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Aynı dönemde aile yapısının diğer unsurlarında da önemli değişiklikler yaşanmıştır. Çekirdek ailelerin oranı yüzde 45,7’den yüzde 37,5’e gerilemiştir. Geniş ailelerin oranı yüzde 16,6’dan yüzde 13,5’e düşmüştür. Tek ebeveynli ailelerin oranı ise yüzde 7,6’dan yüzde 11,3’e yükselmiştir. Bu tablo, aile yapısının küçüldüğünü ve farklı hane tiplerinin giderek yaygınlaştığını göstermektedir.
YALNIZ YAŞAYANLAR KİMLERDİR?
Kamuoyunda yalnız yaşayanların büyük bölümünü gençlerin oluşturduğu yönünde yaygın bir kanaat bulunmaktadır. Ancak veriler farklı bir tablo ortaya koymaktadır.
Tek kişilik hanelerin en büyük bölümünü eşini kaybetmiş 65 yaş ve üzerindeki kadınlar oluşturmaktadır. Bu grup, tek kişilik hanelerin yaklaşık beşte birine karşılık gelmektedir. Bunun en önemli nedeni kadınların erkeklere göre daha uzun yaşamalarıdır. Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi erkeklerde 75,9 yıl iken kadınlarda 81,1 yıla ulaşmaktadır. Veriler, 55 yaşına kadar yalnız yaşayan erkeklerin kadınlardan fazla olduğunu; ancak bu yaştan sonra durumun tersine döndüğünü göstermektedir. Yaş ilerledikçe yalnız yaşayan kadın sayısı belirgin şekilde artmaktadır. Gençlerde ise yalnız yaşama daha çok eğitim, iş hayatı ve evlilik yaşının yükselmesiyle ilişkilidir.
Buna rağmen 30 yaş altındaki bireylerin tek kişilik haneler içindeki payı yalnızca yüzde 17 düzeyindedir. Bu nedenle Türkiye’de yalnız yaşama olgusunun ağırlık merkezini gençler değil, yaşlı kadınlar oluşturmaktadır.
ULUSLARARASI KARŞILAŞTIRMA
Türkiye’de tek kişilik haneler hızla artmasına rağmen OECD ülkeleri arasında hâlâ düşük seviyededir. Finlandiya, Almanya ve Norveç gibi ülkelerde tek kişilik hane oranı yüzde 40’ın üzerindedir. OECD ve Avrupa Birliği ortalaması ise yaklaşık üçte bir düzeyindedir.
Türkiye ise yüzde 20,5 ile OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer almaktadır. Bu durum, aile bağlarının hâlen güçlü olduğunu göstermektedir. Ancak mevcut eğilim devam ettiği takdirde Türkiye’nin de benzer bir demografik dönüşüm yaşayacağı açıktır.
SORUNUN TEMEL NEDENLERİ
Tek kişilik hanelerdeki artış tek bir nedene bağlanamaz. En önemli nedenlerden biri nüfusun yaşlanmasıdır. Ortalama yaşam süresinin uzaması ve eşini kaybeden yaşlı nüfusun artması, özellikle kadınlarda yalnız yaşamayı yaygınlaştırmaktadır. Bunun yanında evlilik yaşının yükselmesi, boşanmaların artması, kentleşme, eğitim ve çalışma hayatındaki değişimler de tek kişilik hanelerin artışına katkı sağlamaktadır. Ekonomik şartlar da bu süreci etkilemektedir. İş nedeniyle farklı şehirlerde yaşamak zorunda kalanlar, yüksek konut maliyetleri ve değişen çalışma biçimleri yeni hane modellerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Toplumun her geçen gün Milli ve Manevi değerlerimizden uzaklaşması aile bütünlüğünün önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkmaktadır.
SOSYAL ETKİLER
Tek kişilik hanelerdeki artış yalnızca demografik bir değişim değildir. Aynı zamanda sosyal politika açısından yeni ihtiyaçları da beraberinde getirmektedir. En önemli risk grubu yalnız yaşayan yaşlı bireylerdir. Bu kişiler sağlık hizmetlerine erişim, günlük bakım, güvenlik ve sosyal destek bakımından daha kırılgan durumdadır.
Yalnızlık, yaşlı bireylerde depresyon, sosyal izolasyon ve kronik hastalıkların ağırlaşması gibi birçok soruna zemin hazırlamaktadır. Gençlerde ise yalnız yaşama çoğu zaman ekonomik baskılarla birlikte ilerlemektedir. Artan kira fiyatları, geçim sıkıntısı ve güvencesiz çalışma koşulları gençlerin yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Diğer taraftan aile yapısındaki küçülme, geleneksel dayanışma mekanizmalarını da zayıflatmaktadır. Geçmişte aile içinde karşılanan birçok bakım ve destek ihtiyacı artık kamu hizmetleri tarafından karşılanmak durumundadır.
Türkiye’de yalnız yaşama olgusu çoğu zaman bireyselleşme üzerinden tartışılsa da veriler bunun daha çok demografik dönüşümün sonucu olduğunu göstermektedir. Toplumun yaşlanmasıyla birlikte yalnız yaşayan yaşlı nüfus artmaktadır. Önümüzdeki yıllarda bu eğilimin daha da güçlenmesi beklenmektedir. Dolayısıyla mesele yalnız yaşayan kişi sayısının artması değil; yaşlanan toplumun ihtiyaçlarına uygun sosyal politikaların geliştirilmesidir. Bugün alınacak tedbirler, gelecekte karşılaşılabilecek sosyal bakım krizinin önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Her birey çocukluk yıllarından başlamak üzere; milli ve manevi değerlerimiz ile eğitilmeli, ahlak, saygı ve aile bütünlüğü üzerine çok yönlü eğitim verilmelidir.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Türkiye’nin değişen demografik yapısına uygun sosyal politikalar geliştirilmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda; Evde bakım hizmetleri yaygınlaştırılmalı, yalnız yaşayan yaşlılara düzenli destek sağlanmalıdır. Mahalle-akraba temelli sosyal destek ve dayanışma ağları güçlendirilmelidir. Belediyeler bünyesinde yalnız yaşayan yaşlıların düzenli olarak takip edileceği sosyal hizmet birimleri oluşturulmalıdır. Aile danışmanlığı ve evlilik destek programları yaygınlaştırılarak aile kurumunun güçlenmesine katkı sağlanmalıdır. İlk evliliğini yapacak gençlere yönelik barınma ve ekonomik destek mekanizmaları geliştirilmelidir. Tek başına yaşayan yaşlıların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştıracak dijital takip ve acil destek sistemleri kurulmalıdır. Yaşlı dostu şehir uygulamaları yaygınlaştırılarak sosyal izolasyonu azaltacak kültürel ve sosyal faaliyetler artırılmalıdır. Sosyal hizmet politikaları hazırlanırken yalnız yaşayan bireyler için düzenli veri üretimi ve risk haritalaması yapılmalıdır. Aile bütünlüğünü sağlayıcı sosyal politikalar geliştirilmelidir. Eğitimin tüm süreçlerinde toplumsal önceliklerimize yönelik eğitim verilmeli, TV programları, basılı ve görsel basın kuruluşları yoluyla ailemize ve neslimize yönelik bozuk yayınlar sıkı kontrol altına alınmalı, aile korunmalıdır.
SONUÇ
Türkiye’de tek kişilik hanelerde yaşanan artış, aile yapısındaki dönüşümün en önemli göstergelerinden biridir. Ancak bu değişim yalnızca bireyselleşmenin sonucu değildir.
Veriler, tek başına yaşayanların önemli bölümünü eşini kaybetmiş yaşlı kadınların oluşturduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Önümüzdeki yıllarda nüfusun yaşlanmasıyla birlikte yalnız yaşayan bireylerin sayısının artması beklenmektedir. Bu nedenle yaşlı bakım hizmetleri, aile politikaları, sosyal destek mekanizmaları ve yerel yönetim uygulamaları bugünden bu değişime göre planlanmalıdır.
Aileyi koruyan, kuşaklar arası dayanışmayı güçlendiren ve yalnız yaşayan bireyleri sosyal hayattan koparmayan politikalar geliştirilmesi; hem toplumsal dayanışmanın güçlenmesi hem de sosyal devlet anlayışının etkin şekilde hayata geçirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Toplumun gücü yalnız ekonomik göstergelerle değil; aile bağlarının sağlamlığı, yaşlıların yalnız bırakılmaması ve sosyal dayanışmanın korunmasıyla da ölçülmektedir. Bu nedenle yalnız yaşayan bireylerin sayısındaki artış, yalnızca istatistiksel bir veri olarak değil, Türkiye’nin sosyal geleceğini ilgilendiren stratejik bir politika alanı olarak ele alınmalıdır.
TÜRKİYE’DE YALNIZ YAŞAYANLAR ARTIYOR: AİLEYİ GÜÇLENDİRECEK POLİTİKALARA İHTİYAÇ VAR
Aile, milletimizin en güçlü dayanağı; sevginin, merhametin, dayanışmanın ve toplumsal huzurun temelidir. Güçlü bir toplum ancak güçlü ailelerle ayakta kalabilir. Bu nedenle aile yapısında meydana gelen her değişim, yalnızca bireyleri değil, toplumun geleceğini de yakından ilgilendirmektedir. Devletimizin güvenle gelecek yıllara yönelmesi için; ailenin ve aile bütünlüğünün korunması, milletimiz evliliğe yönlendirilmelidir. Yalnız yaşamaktansa, birlikte yaşamak teşvik edilmeli, ben değil, biz kavramı önem kazandırılmalıdır.
Türkiye İstatistik Kurumu verileri, ülkemizde tek kişilik hanelerin hızla arttığını göstermektedir. Bugün her beş haneden biri tek kişiden oluşmaktadır. Ancak bu tabloyu yalnızca bireyselleşme eğilimi olarak değerlendirmek doğru değildir. Veriler, tek başına yaşayanların önemli bir bölümünü eşini kaybetmiş yaşlı kadınların oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Her yaştaki kişilerin tekrar evlenmeye teşvik edilmesi gerekmektedir.
Nüfusun yaşlanması, evlilik yaşının yükselmesi, boşanmaların artması, ekonomik zorluklar ve değişen yaşam koşulları aile yapısını dönüştürmektedir. Özellikle yüksek konut maliyetleri, geçim sıkıntısı ve iş güvencesindeki belirsizlikler gençlerin evlilik kararlarını ertelemelerine neden olmakta; bu durum aile kurumunu da olumsuz etkilemektedir.
Yalnız yaşayan yaşlılarımız ise sağlık, bakım, güvenlik ve sosyal destek bakımından daha kırılgan bir hayat sürmektedir. Hiçbir büyüğümüz kendisini yalnız ve sahipsiz hissetmemelidir. Medeniyetimiz, büyüklerine sahip çıkmayı ve komşusunun hâlini gözetmeyi esas alan bir dayanışma anlayışına sahiptir. Milli Görüş hareketi olarak aileyi yalnızca aynı çatı altında yaşayan bireylerden oluşan bir yapı değil, toplumun temel taşı olarak görüyoruz. Aileyi koruyan, gençlerin yuva kurmasını kolaylaştıran, yaşlılarımızın onurlu bir hayat sürmesini sağlayan ve sosyal dayanışmayı güçlendiren politikalar güçlü Türkiye’nin vazgeçilmez şartıdır.
“AİLEYİ KORUMAK MİLLİ GÜVENLİK MESELEMİZ, GELECEĞİMİZİN TEMİNATIDIR”
Bu doğrultuda; Evde bakım ve yaşlı destek hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Belediyeler yalnız yaşayan yaşlılara yönelik düzenli takip ve sosyal destek mekanizmaları oluşturmalıdır. Gençlerin evlilik ve barınma sorunlarını hafifletecek ekonomik destekler hayata geçirilmelidir. Aile danışmanlığı hizmetleri güçlendirilmeli, aile kurumunu destekleyen sosyal politikalar yaygınlaştırılmalıdır. Mahalle kültürünü ve komşuluk ilişkilerini güçlendirecek sosyal projeler teşvik edilmelidir.
Saadet Partisi olarak inanıyoruz ki güçlü ekonomi kadar güçlü aile de güçlü Türkiye’nin temelidir. İnsanı merkeze alan, adaleti önceleyen ve sosyal dayanışmayı esas alan bir anlayışla hareket edildiğinde, yalnızlık yerine paylaşmanın, umutsuzluk yerine dayanışmanın hâkim olduğu bir toplum inşa etmek mümkündür.
Aileyi korumak yalnız bugünün değil, geleceğimizin de meselesidir. Çünkü güçlü aile; güçlü toplumun, güçlü toplum ise adil ve huzurlu bir Türkiye’nin en sağlam teminatıdır” ifadelerini kullandı.
HABER MERKEZİ


