6 Şubat 2023’te yaşanan ve üzerinden tam üç yıl geçen Kahramanmaraş merkezli depremler, Türkiye’nin yakın tarihine derin bir acı olarak kazındı. Saat 04.17’de başlayan, 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki iki büyük sarsıntı 11 ilimizi doğrudan etkiledi; on binlerce vatandaşımız hayatını kaybetti, yüz binlercesi yaralandı, milyonlarca insan evsiz kaldı. Acımız hâlâ taze, hatırası hâlâ canlı.
6 Şubat büyük bir acı ve yıkıma sebep oldu. Aynı zamanda milletçe sergilenen büyük bir dayanışmanın da adıdır. Enkaz altındaki canlara ulaşmak için ülkenin dört bir yanından nasıl seferber olunduğunu, toplumun nasıl tek yürek hâline geldiğini unutmuyoruz. Bugün bir kez daha aynı kararlılıkla ifade ediyoruz:
Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.
Kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, sevenlerine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz. Bu büyük acının bir daha yaşanmaması için daha sağlam, daha güvenli şehirler inşa etmek ise hepimizin ortak sorumluluğudur.
İnsanlık Tarihinde Depremler
ve Büyük Yıkımlar
Depremler, yeryüzünün var oluşundan bu yana insanoğlunun karşı karşıya kaldığı en büyük doğal afetlerdendir. Tarih boyunca Çin’den Avrupa’ya, Asya’dan Akdeniz havzasına kadar pek çok şehir büyük depremlerle yok olmuş ya da ağır hasar almıştır. 1556 yılında Çin’in Şanksi bölgesinde meydana gelen ve yaklaşık 850 bin kişinin hayatını kaybettiği deprem, insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biri olarak kayıtlara geçmiştir.
Bu örnekler, depremin yalnızca bir doğa olayı değil; devletlerin hazırlık kapasitesini, şehirlerin dayanıklılığını ve toplumların bilinç düzeyini test eden çok boyutlu bir gerçek olduğunu göstermektedir.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e
Depremle Mücadele Geleneği
Anadolu coğrafyası, tarih boyunca depremlerle yaşamayı öğrenmek zorunda kalmıştır. Takvimler 1509 yılını gösterirken İstanbul’da meydana gelen ve “Kıyamet-i Suğra” olarak anılan büyük deprem, yalnızca büyük bir yıkıma yol açmamış; aynı zamanda şehircilik ve mimari anlayışta yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.
Bu bağlamda depremlere yakından şahit olan Mimar Sinan çözümü bulmuş ve yaptığı sağlam eserleri, bilimin ve mühendisliğin depreme karşı en güçlü cevap olduğunu göstermiştir. Süleymaniye ve Selimiye gibi yapılar, sağlam zemin etütleri ve mühendislik bilgisi sayesinde yüzyıllar boyunca ayakta kalmıştır.
Cumhuriyet döneminde ise 1939 Erzincan, 1999 Marmara ve Düzce, 2011 Van depremleri, Türkiye’nin deprem bilincini derinleştiren acı tecrübeler olmuştur.
6 Şubat Sonrası:
Devlet Gücü ve Dayanıklılık
6 Şubat depremleri, Türkiye için aynı zamanda devlet kapasitesinin ve kurumsal dayanıklılığın da büyük bir sınavı olmuştur. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde devlet, depremin yol açtığı tüm yaraları sarmak için tüm imkânlarını seferber etmiştir.
Bu süreçte konutsuz kalan tüm hak sahipleri için yeni, güvenli ve depreme dayanıklı konutlar inşa edilmiş; bir Avrupa ülkesi büyüklüğündeki alanda tam 455 bin konut tamamlanarak, büyük bir coşku ve mutluluk içinde milletimize anahtarları teslim edilmiştir. Depremi yaşayan şehirlerimizde gerçekleştirilen bu büyük yeniden inşa hamlesi, Türkiye’nin afetler karşısında yalnızca yaralarını saran değil, geleceğini de yeniden inşa eden bir devlet olduğunu göstermiştir.
Bu tablo, depremle mücadelede geliştirilen bilincin artık geçici değil, kurumsal ve kalıcı bir niteliğe kavuştuğunu ortaya koymaktadır.
Fay Hatları Üzerinde Bir Şehir:
Kütahya
Deprem gerçeği, Türkiye’nin her bölgesi için olduğu gibi Kütahya için de hayati bir meseledir. İç Anadolu ile Ege’nin kesişim noktasında yer alan şehir, tarih boyunca defalarca yıkıcı depremler yaşamıştır. Bu nedenle Kütahya için deprem, uzak bir ihtimal değil; her zaman dikkate alınması gereken bir gerçektir.
6 Şubat depremleri Kütahya’yı doğrudan etkilememiş olsa da, bu büyük felaket şehir için güçlü bir uyarı niteliği taşımaktadır. Yakın zamanlarda ilimizde ve çevre illerimizde meydana gelen küçük ölçekli sarsıntılar herhangi bir can ve mal kaybına sebep olmasa da deprem gerçeğini hafızalarımızda canlı tutmaktadır.
Gediz ve Simav: Unutulmaması Gereken Dersler
1970 Gediz Depremi, Kütahya’nın deprem hafızasında bir kırılma noktasıdır. Binlerce yapının yıkıldığı, yerleşimin taşındığı bu felaket; depremin yalnızca anlık bir yıkım değil, uzun vadeli bir şehircilik meselesi olduğunu göstermiştir.
Simav ve çevresinde yaşanan depremler ise riskin hâlen canlı olduğunu hatırlatmaktadır. Küçük ya da orta ölçekli sarsıntıların can kaybının az olması, büyük bir tehlikenin olmadığı anlamına gelmemektedir.
Hafızadan Geleceğe:
Ortak Sorumluluk
Depremler engellenemez; ancak yıkım ve can kaybı azaltılabilir. Bilimin, mühendisliğin ve şehir planlamasının çözdüğü meselelerde ihmali “kader” ile açıklamak mümkün değildir.
Gediz’i, Simav’ı ve 6 Şubat’ı unutmamak; bu acıları yalnızca yıldönümlerinde anmakla yetinmemek gerekir. Asıl sorumluluk, bu hafızayı daha güvenli bir Kütahya inşa etmenin temel taşı hâline getirmektir.
Türkiye, 6 Şubat sonrası ortaya koyduğu irade ve kapasiteyle, depremlere karşı çaresiz olmadığını göstermiştir. Kütahya da bu bilinçle hareket ettiği ölçüde, geçmişten ders alan ve geleceğini güvence altına alan bir şehir olacaktır. Fay hatları üzerinde yaşayan bir şehir için başka bir seçenek yoktur.
Son depremler, TOKİ tarafından yapılan konutların dayanıklılığını ortaya koyarken; şehir planlaması, yapı denetimi ve afet bilinci konularında hâlâ alınması gereken ciddi mesafeler olduğunu da gösterdi. Devletin tüm imkânlarını seferber ederek kısa sürede yüz binlerce konut üretmesi önemli bir başarıdır. Ancak asıl mesele, vatandaşlar olarak bizlerin bu felaketlerden kalıcı dersler çıkarabilmesidir. Yakın ve uzak geçmişte meydana gelen depremlerdeki yaşanan tüm acıları unutmamak; onları sadece yıldönümlerinde anmakla sınırlı kalmamak gerekir. Asıl sorumluluk, bu hafızayı daha güvenli bir Kütahya inşa etmenin temel taşı hâline getirmektir.
Şehirlerimiz ve vatandaşlarımız geçmiş depremlerden ders çıkarabildiği ölçüde geleceğini güvence altına alacaktır.
Deprem CoğrafyasındaHafıza ve Sorumluluk


